Sabır Örneği: Hz. Eyüp

Yayınlanma 6. Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Konu Anlatımı

 

Hazret-i Eyyûb, İshak Peygamber'in neslindendir. Şam civârındaki insanlara peygamber olarak gönderilmiştir.

Eyyûb Peygamber, önceleri çok zengin biri idi. Ama servetinin çokluğundan dolayı ne kibirleniyor, ne de şımarıyordu. Allah'a ibadetine ve insanları doğru yola çağırmasına devam ediyordu.

 

Cenâb-ı Hak, Hazret-i Eyyûb'u sabır ve teslimiyette bütün insanlığa örnek göstermek istiyordu. Bu sebeple onu, büyük bir imtihana çekti. Verdiği çoluk çocuk, bağ ve bahçe... gibi bütün nimet ve zenginliği geri aldı. Hazret-i Eyyûb'da ne telâş, ne de üzüntü ve şikâyet vardı. Olanlar karşısında sabrını bozmuyordu. İnsanlar onun bu sabrına şaşıyorlardı.

Allah ona, ayrıca ağır bir hastalık verdi. Bundan sonra Hazret-i Eyyûb yataktan kalkamaz ve iş yapamaz oldu. Hazret-i Eyyûb'un hanımı da kendisi gibi sabırlıydı. Eşine, hiçbir sıkıntı ve usanç duymadan bakıyor, büyük bir özen ve şefkatle hizmet ediyordu.

Hazret-i Eyyûb'la hanımı insanlardan uzak bir kulübeye çekilmişlerdi. Sabır ve şükür içinde hayatlarını orada devam ettiriyorlardı. Hazret-i Eyyûb'un hastalığı kendisine büyük bir sancı veriyordu. Aynı zamanda da tehlikeli bir hastalıktı. Bu yüzden akraba, komşu ve dostlarından hiç kimse, yanına uğramaz olmuştu. Geçimlerini, evin hanımı, el işi yaparak kazandığı para ile sağlıyordu.

Eyyûb Peygamber'in hastalığı her geçen gün artıyor, şiddetleniyordu. Dili ve kalbi hariç bütün vücudu hastalıkla kaplıydı. Fakat bu durumda bile o, en ufak bir şikâyette bulunmuyordu. Çektiği hastalığın büyük sevaplarını düşünüyordu. Allah'ın rızasını hatırına getiriyor, sabır ve dayanmak için kendisinde taze bir güç buluyordu.

Aradan uzun seneler geçti. Hastalığında en ufak bir iyileşme işareti görünmeyen Hazret-i Eyyûb'un sabrında da hiçbir azalma olmamıştı. Sanki hastalığı arttıkça sabır ve direnme gücü de artıyordu...

EYYÛB PEYGAMBER'İN DUASI

Yüce Allah zamanla Hazret-i Eyyûb'un hastalığını daha da artırdı. Neticede Hazret-i Eyyûb yalnızca dil ve kalbiyle yapabildiği kulluk vazifesini bile, artık yerine getiremez hâle geldi.

Onun tek istediği, Allah'a kulluk görevini yapabilmesi idi. Ancak şimdi kalb ve dili ile de kulluk görevini yapamaz hâle düşmesi, onu korkutmuş, telâşlandırmıştı. Allah'a kulluk vazifesini yapamadıktan sonra yaşamanın ne anlamı olurdu? Bu yüzden, ellerini açtı. Allah'a yalvarmaya başladı:

- Yâ Rab! Hastalığım artık bana zarar vermeye başladı. Kalbimle kulluk vazifemi yapmama, dilimle Seni zikretmeme engel oluyor. Sana kulluk yapmadan ve seni anmadan yaşayamam ben... Hâlimi Senin merhametine havale ediyorum.

Hazret-i Eyyûb, bu duayı bedeninin sıhhat ve rahatı için değil, sırf ibadetinden geri kalmamak için yapıyordu. Allah onun bu temiz ve içten duasını kabûl etti. Kendisine şu vahyi indirdi:

- Yâ Eyyûb! Ayağınla yere vur. Oradan su fışkıracaktır. Bu su, kendisiyle yıkanılacak ve içilecek şifâlı bir sudur...

Hazret-i Eyyûb bu emrin heyecanı ile kulübeden dışarı çıktı. Evin önünde ayağını yere vurdu. Yerden berrak ve tertemiz bir suyun fışkırdığını gördü. Bu su ile yıkandı ve ondan kana kana içti. Allah'ın izniyle şifâ bulup eski sağlık ve afiyetine kavuştu.

Kükürtlü ve şifâlı sularla tedavi yolu, günümüzde de başvurulan bir usuldür. Bu tedavi şekli, ilk defa sabır kahramanı Hazret-i Eyyûb'un şahsında insanlığa öğretilmiştir...

Peygamber Efendimiz, Hazret-i Eyyûb'un hastalıktan kurtuluş ânını şu şekilde anlatmışlardır: "Eyyûb mu'cizeli suda yıkandığı sırada önüne altından yapılmış bir sürü çekirge düşmüştü. Eyyûb bunları hemen toplayıp elbiselerine doldurmaya başlamıştı. Bunun üzerine Allah:

- Yâ Eyyûb! Ben malını sana geri vermek suretiyle seni eski zenginliğine kavuşturmadım mı? Bunları toplamaya ne ihtiyacın var ki? buyurdu. Eyyûb Peygamber de şu cevabı verdi:

- Evet, Allah'ım! Beni yine eski zenginliğime kavuşturdun. Ancak bu Senin bereket hazinelerinden ilgisiz kalmamı gerektirmez. Senin tarafından ne verilirse kabûlümdür. Çünkü veren Sensin. Senin verdiğin bir şeyi ben nasıl reddederim..."

Hazret-i Eyyûb'un bu sözlerinde mühim bir ders vardır. Allah'ın verdiği temiz ve helâl malı sevmekte ve istemekte hiçbir sakınca yoktur. Dinin yasakladığı husus; mal mülk sahibi olmak değil, zengin olma hırsı ile Allah'ı unutmaktır.

Eyyûb Peygamber, cömert ve merhametli bir kimse idi. Zenginken fakirlere, misafirlere, yetimlere çok yardım ederdi. Onların dertleriyle dertlenir, sıkıntılarına çare bulmaya çalışırdı.

Sabır ve dayanıklılığı ise, dillere destan olmuştu. On sekiz sene ağır bir hastalığı sabırla çekmişti. Hiçbir zaman, en ufak bir şikâyette bulunmamıştı. Bir gün hanımı kendisine, "Cenâb-ı Hakk'a dua etsen de bu dertler bitse, çektiğin hastalığın gitse olmaz mı?" demişti.

Hazret-i Eyyûb ona şu cevabı vermişti: "Benim bolluk ve refah içinde yaşadığım müddet 80 senedir. Bu darlık ve sıkıntı zamanı ise, o müddete henüz erişmemiştir. Bu durumda ben Allah'tan utanırım. Ona nasıl dua ederek bu hâlin üzerimden gitmesini isterim..."

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile