Kader Kavramının Anlamı

Yayınlanma 8. Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Konu Anlatımı

Kader Kavramının Anlamı
a. Lûgat Anlamı
Kader, lûgatte, ‘ölçme, takdir etme, biçime koyma, şekillendirme’ gibi anlamlara gelir. Arap dilinde ka-de-ra, fiili, ‘takdir etti, hisselere ayırdı ve herkese payını bölüştürdü, güç yetirdi’ mânâlarına gelir. Kelime tef’îl babına nakledilince kad-de-ra olur ki, o zaman anlamı, ‘hükmetti, hükmünü geçirdi ve kazada bulundu’ olur. Kaderle alâkalı diğer bir kelime ise, ‘kaza’dır. Kaza, kelime olarak ‘emir, hüküm ve yaratma’ anlamlarına gelir.
Ehl-i Sünnet mezhebinin iki önemli kolu olan Maturidîler ve Eş’ariler, kaza ve kader kavramlarını, ifade ettikleri mânâ bakımından birbirlerinin tersi şeklinde anlamışlardır. Eş’arilerin ‘kaza’ dediklerini Maturidiler kader, ‘kader’i de kaza olarak ele almışlardır. Aradaki ihtilâf lâfzî bir anlaşmazlıktan ibarettir.
b. Istılah Anlamı
Maturidîler açısından kader, Allah’ın takdiridir. Kaza ise, O’nun bu takdiri infaz etmesi, yani yapılacak şeyi eda etmesi ve hükmü yerine getirmesidir. Eş’ariler açısından ise, kaza, Allah’ın ezeldeki hükmüdür. Kader ise, şartların var oluşundan sonra bunların birer birer meydana getirilişidir.
Matüridilerin bakış açısıyla ‘kader’ ve ‘kaza’yı şöyle açabiliriz:
Kader, sonsuz ilme sahip, geçmiş, hâl ve geleceği bir nokta gibi görüp, bilen ve esasen kendisi için geçmiş, hâl ve gelecek diye bir şey mevzubahis olmayan Yüce Yaratıcı’nın, -mikro âlemden makro âleme, ondan normo âlem olan insana kadar bütün kâinatı ilmî vücutlarıyla plânlayıp programlaması ve bunları ilmî plândan alıp irade ve kudretiyle varlık âleminde gösterime koyacağı süreç de dahil olmak üzere- olup bitecek her şeyi daha olmadan evvel keyfiyeti bizce meçhul bir ‘Kitap’ta takdir ve tespit etmesidir. Kaza ise, Cenab-ı Hakk’ın ezelde tespit ve takdir ettiği şeyleri vakti gelince her birisini ezelî ilmine uygun bir biçimde, irade ve kudretiyle meydana getirmesidir.

BİR İMAN ESASI OLARAK KADER MEVZUU



Bir İman Esası Olarak Kader Mevzuu
İslâm’da kadere iman etmenin zaruretinin, iki delilden kaynaklandığını söyleyebiliriz. Bunlardan birincisi, birçok âyette kadere işaret edilmesi ve kadere iman edilmesi gerektiğini gayet açık bir şekilde bildiren hadislerin varlığı; ikincisi, Cenab-ı Hakk’ın kayıtsız ve sınırsız olan mutlak ilim, irade ve kudret sıfatlarına iman etmenin gereğidir.
Kur’ân’da insanla alâkalı kaderin mevcudiyetini bize bildiren birçok âyet vardır. Şimdi bunlardan bir kaçını buraya alıp değerlendirelim:
“Ne yerde ne de kendi nefislerinizde (gerek üzülmenize gerekse sevinmenize sebep olacak şekilde) meydana gelen hiçbir şey yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta olmasın. Doğrusu, bu Allah’a göre kolaydır. Bu, elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve de Allah’ın size verdiği nimetlerle şımarmayasınız diyedir..” (Hadîd sûresi, 57/22)
“Onlara de ki, ‘Allah’ın bizim için yazdığından başkası bize asla erişmez.” (Tevbe sûresi, 9/51. En’am sûresi, 6/38; Yasin sûresi, 36/12.)
“Şüphesiz ölüleri ancak Biz diriltiriz. Onların yaptıkları (her işi), bıraktıkları her eseri/izi yazarız. Ve (de Biz), her şeyi apaçık bir Kitap’ta saymışızdır.” (Yasin sûresi, 36/12.)
Birinci âyet, insan ve onunla alâkalı olan her bir durum dâhil olmak üzere bütün varlık ve olayların varlık sahasına çıkmadan önce bir kitapta yazılı olduğunu gayet açık bir şekilde dile getirmektedir. Keza ikinci âyet, insan açısından bu gerçeğe net bir şekilde dikkat çekmekte, üçüncü âyet de -biraz önce üzerinde durduğumuz gibi- insanla alâkalı her iki kitâbeti/yazıyı bizlere bildirmektedir.
Kur’ân bu âyetleriyle bize, her şeyin varlık sahasına çıkmadan önce ilm-i ilâhî de var olduğunu hiçbir tevil ve tefsire ihtiyaç bırakmayacak bir açıklıkla anlatmaktadır. Şimdi burada durup kendimize şu soruyu yöneltelim: Cenab-ı Hakk’ın herhangi bir hususla alâkalı olarak ‘Bu böyledir.’ demesi, -netice itibariyle- ‘bunun böyle olduğuna inanın’ demesi, anlamına gelmez mi? Daha açık bir ifadeyle, Allah’ın ‘Başınıza gelecek olan her bir şey Allah tarafından önceden bilinmektedir.’ demesi ‘Başınıza gelecek olan her bir şeyin önceden Allah tarafından bilinmekte olduğuna inanınız.’ anlamına gelmez mi?
Kanaatimizce, Allah’a ve O’nun ilim, irade, kudret gibi yüce sıfatlarına iman etmek, kaza ve kadere de iman etmeyi içine aldığından, iman esaslarını bir arada bildiren âyetlerde imanın bu rüknü ayrıca vurgulanmamıştır. Bir diğer ifadeyle, kadere iman, temelde ‘Allah’a iman esası’ içinde bulunmuş olduğundan Kur’ân’da açık bir şekilde ayrıca zikredilmemiştir. Zira, “Allah’ın kâinatın yaratıcısı olduğuna ve ilim ve iradesinin bütün cüz’iyyat ve külliyata şamil bulunduğuna inananlar, kaza ve kadere de iman etmiş bulunurlar. Şu kadar ki, hususi ehemmiyetine binaen, kaza ve kadere imanın vücubiyeti hadis-i şeriflerle ayrıca tasrih edilmiştir.”
Peygamber Efendimiz (aleyhissalatu vesselam) ayetlerde bildirilen kader meselesini tafsil ederek açıklamıştır. Bir iman esası olarak ‘kadere iman’, hadis-i şeriflerde gayet açık ifadelerle yer alır. Hususiyle Müslim’in Sahih’inin başında naklettiği hadis-i şerif, İslâm akidesini formüle etmesi bakımından büyük bir önem taşımaktadır. Ravisi Hz. Ömer (r.a.) olan bu uzun hadisin yalnızca mevzuumuzla alâkalı kısmını iktibasla yetineceğiz:
‘… İman, Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe ve kadere; hayrına ve şerrine inanmaktır…”
Bu hadiste geçen ‘şerrin de Allah’tan olduğuna’ inanılmasının anlamı, hayırda olduğu gibi- her bir şer, kötülük ve musibetin de varlık sahasına çıkmasının (yaratılmasının) Allah’ın irade ve kudretiyle olduğuna inanmak demektir, yoksa, Allah’ın insanın aleyhine olarak ‘onun için şerri dilemesi’ demek değildir. Zira, Allah, kullarının ne inkârına ne de inkârla ilgili herhangi bir fiiline asla razı değildir.
Hasılı, kader konusunu dar kalıplar içine sıkıştırmadan geniş bir perspektiften ele aldığımızda, iman esaslarının, kaza ve kader inancıyla/esasıyla çevrelendiğini görürüz. Çünkü Yüce Yaratıcı, başta Kendi varlığının bilinip tanınması olmak üzere, yaratmış olacağı hayatın ve ötesinin (âhiretin) anlam ve maksadının ne olacağını ve bunun için indireceği öğretileri (kitapları) hangi insanlara (peygamberlere) hangi varlık (melek) vasıtasıyla göndereceğini önceden takdir etmiştir. Bunun aksini düşünmek haşa- O’nun zuhûrata göre, gelişigüzel hareket ettiğini iddia etmek anlamına gelir ki, bu gerçekten izahı mümkün olmayan bir durumdur.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile